Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Eylül 2011 Cuma

BLOG ARKADAŞLARI

Yedi eylül çarşamba günü,istanbulda olan Leylak Dalı ile tanışmak için Kadıköyde Hümeyra kafeye gittim,Qunemle birlikte...Çok hoş bir sürprizle karşılaşacakmışım meğer ,bir kişi değil,kişilerce karşılaştım,tanıştım...


Biz tanışıp konuşurken Hümeyra Kafenin tatlı kedisi bizi gözlüyor,ortada bir yaramazlık filan olmasın diye,kulağı tetikte bekliyor...
Çok güzel başladı toplantı,fotoğraflar çekildi,konuşuldu,pek çok şey paylaşıldı...En uzun konuşmalar,kitaplar,filmler ve tabiki bloglardı...Hepsi genç cıvıl cıvıl kızlar,kültürlü,akıllı,çalışkan...



Ortada oturan,İstanbulda misafir olan Leylak Dalı...Gurubun en yaşlısı bendeniz cennet kuşuydu...











Hepimize hediyeler getirmiş,ikisi ismine uygun,leylak kokulu kurşun kalemler,şık bir sunum...Bir de kendi hazırladığı mis kokulu lavanta torbaları...

Ayrıca bir arkadaşımız(Zeynep)boyayıp üzerine değişik çizimler yaptığı,ilginç çakıl taşları verdi hepimize,uğur getiricek güzelliktelerdi...









En önemlisi masadaki dostluk havası ve kokusuydu,hiç bir şeyle kıyaslanamıyan...







Okunan kitaplar,sevilen yazarlar,sinema günleri,İstanbul,İzmir,Antalya,edebiyat toplantıları ağırlıklı, çok güzel bir sohbet ve tanışma toplantısı oldu...Blog isimleri havada uçuştu,diğer arkadaşlardan haberdar olundu...Kısaca kimsenin kalkası gelmedi...Bir arkadaş taaa Tuzladan gelmişti...Toplantıya ve arkadaşlara verdiği değerin ölçüsüdür bence...Çok mutluyum,iyiki bilgisayar kullanmayı öğrendim ve birazcık geliştirdim ve onun sayesinde bu güzel arkadaşlarla tanıştım...




Böyle doğal ortamları çok seviyor benim Cicik,kaçırmıyor hemen dürtüklüyor beni,hadi çalışalım diye...



Ayrılmak istemesek de ayrılık vakti geliyor,yolu uzun olanlar önce kalkıyor sonra yavaş yavaş dağılıyoruz...Qunegonduma teşekkürler,ne iyi oldu beni de getirdiği...




Hümeyra Kafenin kediciği sohbetimizden memnun kalmış ki,birazcık mahzun bakışlarla bizleri uğurladı,sevdim sizleri kızlar,yine gelin beklerim,der gibi bakıyordu...Çoook uzun zamandır fotoğraf koymuyordum bu bloga,çünkü bana hep zorluk çıkarıyor.Bir alıp veremediği var benden,bilemiyorum ben...Umarım bundan sonra daha sık görüşürüz...




Akşam önce Quneye geldik,evlerine dönmekle mutlu olan,Minu ve Bıcırık(nam'ı diğer Şişko)bizi karşıladı...



Oynaşmaktan vaz geçip,ciddi ciddi bizi dinlemeye başladılar...Şu kedi milletine bayılıyorum doğrusu,çok akıllılar laftan anlıyorlar,çok tatlılar,sevecenler,oyuncular,kızları güzel,oğlanları yakışıklı,bebekler desen inanılmaz,dayanılmaz,sevmeden,mıncıklamadan durulmaz....
Neyse gece bitti eve döndüm...Böyle günlere bayılıyorum...















7 Mayıs 2011 Cumartesi

DİDİMDEN BODRUMA GÖZÜMÜZE TAKILANLAR

Didimden çıktık yola,Cicik çok heyecanlandı,uzun bir yolumuz var,ne fotoğraflar çekerim ben şimdi,diye kulağıma fısıldadı..



Önce Apollon tapınağına uğradık,kızlar gezdiler,ben zaten gezmiştim.Başka bir yazı konusu,şimdi yeri değil...Hemen hemen öğleni yaptık,daha önce arkadaşımla geldiğimiz bir bahçe vardı.Orası diyip tamamen başka bir yere götürdüm çocukları...Benim bu adres bulamamam çok komik...

Burası yeni bir yer,kaynana dillerine bayıldım,meyveleri yakın bir tarihte oluşucak,buradayız demiye başlamışlar bile.

Önce köy ekmeği ve zeytin yedik,zeytinyağı çok güzeldi...Sonra İzmirin meşhur çöp şişinden çöplendik,yumuşacık ve lezzetliydi.. .

Ve yine yollardayız...


Herzamanki gibi önce Bafa gölü,sonra hemen her ağaç,her değişik görüntü,Cicikle benim gözümüze takılan her şey...



Bir süre sonra deniz başladı,ıssız sessiz yerlere bile çöp bidonları konmuş,çok beyendik Cicikle...Medeni bir davranış,çöpünü yola atma sakın,biriktir,biz sana çöp tenekesi koyduk,diyorlar...Kocaman bir aferin onlara...


Zeytinler yine allah bilir kaç yüz yıllık,her sene dallar yenileniyor gibi,gövdelerse yaşlandıkça yaşlanıp,kabarıp,eğilip,bükülüyorlar,inanılmaz bir estetikleri var...Bakmıya doyamıyor insan...


Uzaklardan,yerleşim yerleri geliyor,gözümüze takılıyor,yine iki katlı bembeyaz evler...Yani genellikle...



Tabelalardan pek anlamam ama Muğla il sınırlarına giriyoruz galiba...


Bodruma girmeden doğruca Bitez Koyuna yöneldik...


Ben Biteze ilk defa geliyorum,eski halini bilmiyorum...Çok itiş tepiş değil ama,yine de yamaçtaki siteler,sanki çok burun burunalar.Ya da buradan öyle görünüyorlar...


Fotoğrafları çekerken çok belirgindi her şey,iki gün geçipte sıra bloga koymaya gelince her şey çok şaşırtıcı oldu...Niyesi yok,neredeyse her yer aynı,yollar,beyaz evler,zeytinler,deniz,tepeler,inili çıkışlı yollar,her yer neredeyse fotokopi yapılmış gibi...

Bir fotoğraf koyup,yazısını yazıp,başka bir fotoğraf koyamıyorsun(ya da ben yapamıyorum o işi)önce fotoğraflar sonra aralara yazılar,çık işin içinden çıkabilirsen,bir de benim yaşımda,teknoloji özürlü olursan,sen seyreyle gümbürtüyü...



Öyle ya da böyle becerebildiğim kadar yaptım.Cicik hayatından memnun,emeklerim boşa gitmiyor dedi bana...




Arabanın içinden fotoğraf çekmiye bayılıyorum.Sonra gördüm,ön camın üzerinde ne idüğü belirsiz bir leke varmış ve ben hiç görmemişim...Yüzümdeki bir çift göz herhalde süs ve lüks...


Bodruma geldik sayılır,eski yeldeğirmenleri göründü...
Arabanın içinde bile belli oluyor,inanılmaz bir rüzgar esiyor...


Evet rüzgar beni savurup duruyor,öyle güzel ki her yer,bırakamıyorum bir türlü...




O güzelim tepede kaktüsler ve çiçekleri...


Ve o inanılmaz manzara,nasıl bırakabiliriz,nasıl?


En tepeye çıktım ama,dışarda duramayıp araya girip oturdum.Alabildiğine uçuruyordu rüzgar beni,savura savura,birde kulaklarım sesinden perişan oldu rüzgarın...Kızlarım ve torunum,yeldeğirmenlerinin hepsini,içerden dışardan gezdiler,fotoğraf çektiler,ben deli gibi onları gözledim,sanki başlarına bir şey gelirmiş,uçarmış muçarmışlar,Alis gibi diye...


Sonunda arabaya doluştular,Bodruma girdik...Bundan sonrası zaten yazıldı,çizildi Nam'ı diğer ANNECİK'te...Sözüm ona yazılar bir ya da iki fotoğrafla,orada olacaktı...Burada ise ağırlık fotoğraflarda iki satırcıkta tanıtım yazısı olacaktı...Cekti caktı,benim gibi geveze nasıl yapsın bu işi...Elimden bir kelime çıkıyor,arkasından kelimeler akıp gidiyor...Tutabilene aşkolsun...Çok sıkılıyorsanız yazın da bileyim lütfen...Yoksa böylece devam edip gidicek bu işler...Bir iki gün buralarda görünemem herhalde,işler yoğunlaştı gibi görünüyor...Şimdilik eyvallah!...

1 Mayıs 2011 Pazar

GELİNCİKLER VE ARKADAŞLARI

Milet Harabelerini gezdik,daha doğrusu,kızlarım ve torunum gezdiler.Ben çok fazla derinlere girmeden,iniş yokuş yapmadan,suya sabuna dokunmadan gezer gibi yaptım. Neden mi?Film çekimi var,ya bir yerlerime bir şey olur da işi aksatırsam,korkusu her türlü merakın, sevginin,ilginin önüne geçiyor...


Hamamın kalıntılarının arkasında görünenler,kocaman bir gelincik tarlası,taşların aralarında,ağaç diplerinde ve her yerde gelincikler...Nazlı nazlı,o incecik saplarında,gerçekten utangaç gelinler gibi sallanıp,salınıyorlar...



O kadar güzeller ki,bakmıya doyamıyorsunuz...Cicikle ben öylesine kaptırdık ki kendimizi,harabeleri doğru dürüst gezemedik diye üzülemedik...Belki daha sonra,işim bittiğinde fırsat olursa bu sefer gelip gerçekten ıncık mıncık harabeleri gezeriz Cicikle...




Bundan sonrakiler,yine benim,otel etrafındaki yürüyüş yolumda çekilenler...





Her gün yeni bir gelincik açılıyor,Sanki bir iki günlük ömürleri varmış gibi,ya da her gün yenileniyorlarmış gibi,hep değişik görünüyor gözümüze...Cicikte ben de şaşıp kalıyoruz,bu dün yoktu,bu gün gelmiş,hadi fotoğrafını çekelim bunun da,diyip , dediğimizi de acilen uyguluyoruz...





Gelincikler herkesle ve her leyle arkadaş olabiliyorlar,benimle,Cicikle,diğer çiçeklerle,karınca ve arılarla,eski ve yeni taşlarla,hatta tarih öncesi taşlarla...Bu huylarına bayılıyorum...


Bakalım,bu yeni yerinde görülebilinir olacak mı fotoğraflarımız...Bu deneme oldu...Blog kapatıldığı zaman karar vermiştim,şimdi sıra geldi...Umarım,görüşürüz,iyi günler,yakınlarınızda gelincikler varsa görmeden geçmeyin ve onları koruyun,koruyun ki önümüzdeki bahar yine doğsunlar...Sevgiler...

10 Aralık 2010 Cuma

ÇINARLARIMIZ






Bağdat caddesinde,Caddebostanda... Üç çınar,aslında onlardan çok var...

Yukarda gördüğünüz Ethemefendi Caddesinde...

Bu güzelim Caddebostandaydı... Pek çoğunun fotoğrafını çektim,yalnızca bunları koydum...Nedeni bilinmez, bu yılların eskitemediği çınarlar,yaralıdırlar,gövdelerinde şişlikler,delikler,tuhaf yerlere uzanmış kollar...Sanki birileri gideceği yere kendi bildikleri gibi gitmesini engellemişler...O güzelim dallar belki yola çıkacaktı,ya da yol daha sonra yapıldı,dal fazla geldi...Belki bir apartmanın bahçesine uzanıyordu,ya da uzanabilirdi,baştan engellemek en doğrusu geldi insanlara...Belki ağaca çıkıp penceremizden içeriye girilebilir diye düşünüldü...Biz bunları bilemeyiz,bildiğimiz canım çınarların dalları kesilirken,gövdesinde delikler açılırken çektiği acılardır...Acı duymazlar mı diyorsunuz,olabilir mi?Onlar da yaşamıyorlar mı,nefes alıp vermiyorlar mı?Niye acı duymasınlar?Belki de o dallar,çınarlar için yeni yapraklar,tohumlar çıkartacak çocukları gibidir...Biz bilebilir miyiz,bilemeyiz ama içlerinin acıdığını düşünebiliriz...Ya yol yapmak,site yapmak,maden çıkartmak , tarla yapmak ve daha bir sürü sebeple kökünden kestiğimiz tüm ağaçlar...Kesilip yok edilirken,sizce canları yanmıyor mudur,ağlamıyorlar mıdır,bağırıp itiraz etmiyorlar mıdır?Belki de kulalarımızı iyice bir yıkatıp,ondan sonra kulak versek,seslerini duyabiliriz...