Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Ağustos 2012 Çarşamba

KERVANSARAY

Adı üstünde kervansaray,kimbilir kaç yüz yıllık,restore edilmiş,gerçekten kervanların kaldığı bir mekan....
 Ekibin çoğu oyuncuları burada kalıyor,teknik ekip Üniversitenin uygulama otelinde,konfor yok,klima yok ama bir avlu var,işte o çok güzel...Boş zamanlarımızda orada toplanıyoruz,konuşuyoruz,birlikte çay kahve,bazen de şarap içip,yemek yiyoruz...Her şeye değiyor...


Üst kata çıkan merdivenler,ben denemedim bile,Nurgül üst katta kalıyor,o odalar klimalıymış,bakamadım bile .


Üstte havuza giden yol sağı ve solu...Yani yüzme havuzu,ben giremedim,boyumdan derinmiş.Çalışırken bir tarafımı incitirsem korkusu ben de ağır basıyor.Huysuzluk parayla değil,allahtan benim huysuzluklarım kendime...Yani çoğu...

Arada bir o güzel avluda düğün de yapılırmış,birine rastladım,bu sefer IPAD vardı,çekimleri o yaptı...

Ciciği evde unutmuşum,kendimi affettirinceye kadar akla karayı seçtim...

Onun sonradan çektiklerini Nam'ı diğer ANNECİK'e koymayı düşünüyorum...Zaten 21 Temmuz yazısının fotoğrafları CİCİK in
Danslar,halk oyunları...
Üç kişilik orkestra,
çocuklar,gençler,
her zaman,her yerdeki düğün görüntüleri
Çok eylenenler,azıcık sıkılanlar,bizim gibi kıyıdan,kenardan seyredenler ve kendi aralarında kendi sohbetlerini yapanlar...
Veee çoook eskilerden arkadaşım,Aytaç Öztuna 1984  Tuncay Özinel Tiyatrosu (Demir Parmaklıklar Arkasındaki Kadınlar). Ne kadar mutlu oldum onu da görünce,Nur Sürer de çok eski arkadaşım,yıllarını kesin olarak şimdi hatırlayamam bile,bakmam lazım,Uçurtmayı Vurmasınlar ve Kiraz Çiçek Açıyor...Çok mutluyıum çok...Söylemeden geçemem,geçen yaz Şahin Irmağın nenesini oynamıştım Entelköy Efeköye Karşı'da burda yine nenesini oynuyorum,ne tatlı değil mi?Sözüm ona bu blog fotoğraflar için,yine çenem düştü,yazıyla doldurdum...

9 Temmuz 2012 Pazartesi

DENEME DU BAKALİ NOLCEK?

Şileden Koz yatağına dönebileceğimiz sapağa kadar fırt diye geldik,saat her halde üç filan gibiydi...
Ambulans geçti,kaza olmuş,bir motosiklet parçalanmış,evet resmen parçalanmış...Bir trafik inanılır gibi değil
durup durup,bir milim bile gidemiyorsunuz...Bundan sonraki fotoğraflar,Cicikle benim trafikten,üzüntüden,sıkıntıdan ne kadar  üşütmüş olduğumuzun göstergesidir...





Buraya kadar,sizi daha fazla sıkmamalıyım,sonra bloğa bakmaktan vaz geçersiniz,dayanamam vazcaymayın benden...Bakalım bu yazı da Nam'ı diğer ANNECİK de arz'ı endam edecek mi?

ŞİLEDE BİR GÜZELLİK

Cuma günü çekimler için Şileye gittik,sabaha karşı dört gibi bitti.Güzel bir sürpriz bizi bekliyordu.Yeditepe Üniversitesinin Doğa Tatil Köyüne götürdüler bizi.Acele odalarımıza yani evlerimize girdik.O yorgunlukla banyo filan yapmadan,biraz kitap okuyup,yatıp uyudum.Sabah uyanıp etrafa bakındık,Cicik doğal olarak tutturdu,hadi fotoğraf çekelim diye... Yattığım odadan başladık...
Ebeveyn odası,yani büyük oda büyük yatak,
 
salon,

sal a manje,

Büyük yatak odasının ve salonun camından,benim yattığım  odanın penceresi,yeşillikli bir duvara bakıyordu,


kapı önünden...
Upuzun bir yokuş,dikkatli inmeliyim...







Her taraf ağaç,çiçek, yemyeşil ,göz alabildiğince...

Veeee aniden önümüze çıkan küçük bir göl,küçük ama siyah ve beyaz kuğular,ördekler,karabataklar,martılar,ve bir anne ördekle bebecikleri...
Kahvaltımı yaptım...

Bir yürüyüş daha...Çalışma saati geldi...
Bizi uğurlayıp güle güle diyen ağaç,ismini sordum'biz peruk ağacı diyoruz, dediler çok yakışmış...Gerçek adını bilen var mı dostlarım?